Neden buraya yazıyorum, onu bilmiyorum. Ama şu saniye yazmak için çok ideal. Çünkü benim artık eskisi gibi ilham gelme saatlerim yok. Artık ilham perilerim de yok, ama yine de çok yazasım var. Buraya küçük bir not olsun diye. Tekrar okuduğumda bana hatırlatsın bir şeyleri diye. Kayıt altında olsun diye. Belki kızım okur diye...
Kızım, benim için hayatın anlamını değiştiren, korkularımı dindiren, endişelerimi sonlandıran kurabiye kokulum. Hayat bir bebekle zor evet, ama hissediyorum onunla daha kolay bazı şeylerin üstesinden gelebilmek. Ben ondan sonra çok değiştim. Daha da değişmek istiyorum. 33. yaşıma girdiğimde eskisi gibi olmayacağını ve artık kendimden çok sıkıldığımı hissettim. Bazı şeyler anlamını yitirdi belki, belki de onlara çok doydum ve hevesimi aldım bilmiyorum ama giyim tarzımdan, tipimden, saçımdan, yaptığım eylemlerden gerçekten çok sıkılmıştım. Düşünce tarzımdan çok sıkılmıştım. İnsanlara gösterdiğim iyi niyetten, toleranstan, -mış gibi konuşmalardan çok sıkılmıştım. Hep samimiyete değer veren biri oldum, samimi ol, yüzüme gülüp arkamdan konuşma, içten pazarlıklı olma istersen dünyanın en patavatsız ve kaba insanı ol umrumda olmaz. Ben seni çok severim. Hep böyleydim de bu sene samimiyetsizlere kalbimi kapattım. Onlardan da çok sıkılmıştım.
2019'un son akşamı -her yılın son günü olduğu gibi- bazı kararlar aldım. Hatta bazılarını aralık ayı başında uygulamaya başladım. Kararlı olduğum o kadar belliydi. Zaman geçti biraz, absürd olaylar olmaya başladı. Varımla yoğumla üzerinde çalıştığım tezim coronanın başımıza açtığı dertler yüzünden sekteye uğradı. Ha böyle sekte yazıyorum ama iki hafta kendime gelemedim, gece uyuyamadım. Sonrası bir kabulleniş, sonrası bir iyimserlik yine ve yine çok çalışmalı geceler, gündüzler. Herkes karantina günlerinde evlerinde yapacak iş bulamazken ben yapılacak onca işi sıraya koyup planlamakta zorlanıyordum. Bugün 1 Haziran, tam iki buçuk ay geçti, iki buçuk aydır kendi karantinamızı yaşıyoruz, ve benim planlamam işe yaradı. Hedeflerimin birazına ulaştım. Ama hala var biraz.
33.yaşımın değişik olacağını hissediyordum, evet bu his doğru çıktı. Yaşadığım diğer yıllar gibi değil. Bazı konularda gelgitler, isyanlar, pişmanlıklar ve sonrasında gelen koşulsuz kabul hissi... Beklentiye girmekten vazgeçmenin tatlı bir huzur vermesinin yanı sıra sanki iyice bir savruluşa sürükleyeceğini hissettirmesi, bu ikilem, ne zaman geçer bilmiyorum. Derinden yaşadım bazı şeyleri 33.yaşımda, zihnim, bakış açım farklılaştı. Anladım ki insan önce kendini düşünmeli, çünkü sen kendini düşünmezsen seni düşünen olmaz. Bundan da en çok can parçan etkilenir ki ona cidden kıyamam. Çok sert bir şekilde anladım ki insanın doğum yapması, o gün, hiç unutulmuyor. O gün çok savunmasızsın, o gün çok yardıma muhtaçsın ve bir cana can katmak ne kadar heyecan verici geliyorsa bir o kadar da öğretiyor. Buraya not olsun ki en çok kızımın dünyaya geldiği gün öğrendim.
Bu yüzden bunu tekrarlamaktan korkuyorum.
Her şerden bir hayır çıkarıp bulma huyum devam ediyor. Son bir buçuk aydır çok sevdiğim bazı vazgeçişlerim oldu, bu karantina dönemi bunun için iyi bir zamandı. Tatlı ve çikolata bağımlılığım çok azaldı. Karbonhidratın çok uyuşturucu ve yorucu bir etki yaptığını fark ettim. Vücuda yük olduğunun, duygusal açlığımı bastırıp vücudumu hantallaştırdığımın farkına vardım. Tabii ki karbonhidrat tüketeceğim ama sadece çok yararlı olanları. Tabii ki canım bazen pizza ve makarna yemek isteyecek, tüketmeye değer olanları kırk yılın başı keyifle tüketip sadece karnımı değil ruhumu da doyurmama yardımcı olduğunu hissederek yiyeceğim. Çok sevdiğim çikolatayı bile nadir ama en iyisini yiyerek tüketeceğim. Çünkü bu beden benim ve ben ona iyi davranmadığım sürece o da bana metabolik birtakım rahatsızlıklar çıkarmaya devam edecek. Sporu, hareketi çok sevdiğimi tekrar hatırladım. Enerjimi yükselten, modumu değiştiren ve bana çok iyi gelen bir şey olduğunu diğer yaşlarıma not olarak bırakıyorum. Artık içime konuşma konusunda biraz daha ketum olup sıkılınca bir müzik açıp kahvemi içmenin derdine düşeceğim. En azından küçük şeyleri düşünüp büyütmeyeceğim, ne geliyorsa gelecek ve kabulüm olacak.
33. yaşım kendimin farkına varmam gerektiğini, onu önemsemem gerektiğini öğretti. Ne kadar hızlı da olsa hayat, arada durup bakacak, dinlenecek ve biraz nefes alacak kadar aralık bırakmam gerektiği, bunun bencillik değil bir hak olduğunu çok şükür ki öğrendim. Herkese hak olarak gördüklerimi kendime lüks görmemem gerektiğini bir iyice öğrendim. Unutmamalıyım. Unutmamak için yazdım.