Perşembe, Aralık 29, 2016

2017

Söze nasıl başlayacağını bilemez bazen insan. Ama yazmak insanın kendi için yaptığı en kıymetli şeymiş, hep biliyordum da çok ihmal ettim uzun zamandır. Hayat önüne kattığı gibi götürüyor, günler ardı ardına devrilirken aslında; göz gözü görmüyor o hengamede. İçini göremiyor insan, baksa da... Ama işte yine bir gün, ekstra bir tatil neticesinde ayrılan o bir saat vakit içinde "bir blogum vardı, kimsenin de haberi yoktu ama ben yazıyordum, yazdıklarımı okuyup yeniden yaşıyordum" dedim.
Ben hep sevdim yazmayı, düşünmeyi, cümleleri ve kelimeleri hep çok sevdim. Bazen zamanla sevdiğim insanlar, yemekler, kıyafetler, renkler, olaylar değişti. Ama yazmak, kelimeleri sıralamak ve okumaya olan sevgim hiç değişmedi. Çünkü yazmak insanın içine bakmasıydı ve başka hiçbir eylemde tanımlanamıyordu bu güzellik. Güzellik olmadan hayatta, bir şeye benzemiyor yaşamak. Ve ilginçtir bir güzelliğin yerine bir başkası konulamıyor, ikamesi yok bazı şeylerin, yazmak gibi... Bu güzelliğe alışan ve onu seven için, onu ifa etmemek ciddi bir boşluk yaratıyor. Ama illa ki yaşıyoruz işte, illa ki iyisinde kötüsünde, güzelinde çirkinindeyiz ve mevcut durumdayız. Çok maddi şeylere kaptırıyor insan kendini, görünene kıymet çok artıyor, ben asla yapmam dediğimiz sempatik görünmeye başlıyor, çağa ayak uydurmak dediğimiz olayı göz göre göre bile isteye yaşıyoruz, yapıyoruz. Alıkoyamıyoruz hele bir de mantığa yatkınsa... Her şeyi aynı anda yapmaya kodlanmış, dağınık beyin sendromu yaşayan zamane bireyleri olarak biraz da ruhumuza ayırabilsek kıymetli vaktimizi. En azından durup bir düşünsek... İstemeden, almadan, inat etmeden önce durup bir baksak...
Düşünmeyi çok da abartmadan hassasiyetimizi yaşamamıza entegre edebilsek.. Bunu da bir karşılık beklemeden yapabilsek... Düşünülmeyi beklemeden, daha iyisiyle karşılaşabilmeyi ummadan, alamadan verebilirken gönlümüzün rahatlığıyla... Çünkü insanoğlu -belki de hep böyleydi bilmiyorum- unuttu bazı şeyleri, ayıp mıdır, haksızlık mıdır, yazık mıdır diye sorgulamayı terk etti. Benim istediğim oluyor mu yoksa olmuyor mu, ben istediğim hayatı yaşıyor muyum, yoksa standartlarım hak ettiğimin altında mı diye kontrol etmekten en yakınını bile gözden çıkardı. Bazen işte hayatın karmaşasında unutuyoruz, düşünemiyoruz, basiretimiz bağlanıyor, deyim yerindeyse insanlıktan çıkıp robota dönüşüyoruz. İşte o zamanlar hissiyatımızın farkına varıp biraz duraklamakta fayda var. İnan ömrümüze ömür katan güzellikler var, çoğu da maneviyatta gizli, hesapsız yaşayabilmekte saklı, çok uzaklara gitmeden, kendi hayatımızda kalarak....

Bütün insanlık içindir dileğim, güzelliklerle dolu bir karakteri ve ruhu olanlar eksik olmasın yanınızda... Yeni bir yıl yeni bir umutsa, bir şeyler isteyip bekleyeceksek illa ki kendim için ilk önce güzel insanlar istiyorum... Hayatı güzelleştiren, yaşamayı kolaylaştıran, sevdiren, sevdiğini hissettiren.
Ömrümüze ömür katan güzellikler, güzelliklerle dolu bir ömrü yaşayabilen insanlar olsun hep çevremizde. Çünkü sanıyorum, eğer kurtulacaksa bir gün bu dünya, bu insanlar başaracak bunu. Hep olduğu gibi, hep bazı mucizelere vesile oldukları gibi....
2017'de daha farkına vararak yaşamamız, daha çok keyif alıp kıymet bilmemiz ve özlemlerimizin sona ermesi dileğiyle... En çok özlediğimiz yanımızda olsun.
(İlk seninle paylaşıyorum, en çok özlediğim sensin.)

Pazartesi, Ocak 11, 2016

Merhaba

Bu "merhaba"yı okuyanlardan çok kendime söyledim aslında. Bir süredir kendime selam vermeden yaşadığımı fark ettim. İçim karman çorman. Yapmam gerekenleri düşündüğüm, yapmam gerekenleri sıraya koyduğum, dizdiğim, bölündüğüm, parçalandığım hızla akıp geçen zamanları arkamda bırakıyorum. İçimden yine yeniden anlatmak, kendime baş başa kalıp paylaşmak geldi. Ve bu hissi artık bırakmak kaybetmek istemiyorum.
Hayat evirip çeviriyormuş! Bazen  bambaşka biri olmaya başladığınızı düşünürsünüz ya aynen öyle bir haldeyim. Hatta az önce daha evvel yazdıklarıma şöyle bir baktım da sevinçlerim, heyecanlarım, önceliklerim nasıl da değişmiş. Aileyi, ailemi ve aile olmayı biraz daha iyi anladığım bu süreçte konuştuklarım ve yaşadıklarıma bakıp bakıp şaşırıyorum. İnsan ailesinin dışında biriyle aile hayatı yaşamaya ne zaman hazırlanıyor? Nasıl bu kadar hazır olup, roller üstlenip layığıyla yerine getirmeye çabalıyor? İnan hiç anlamıyorum. Ama halimden hiç beklemediğim kadar memnunum ve çok şükür ki mutluyum. Zaten mutluluk dediğin ne ki? Tamamen kişisel beklentilere göre değişen basit bir  yaşam biçimi. Konudan konuya atlamak gibi olmasın -içimde de çok biriktirdim mazur görün- mutluluk anlayışım bile değişti. Mesela eskiden mutlu olduğum şeylerin hiçbirini yapamıyorum. İnsan her türlü yaşıyor işte. Sitem değil elbette, başka mutlu olacak işler buldum. Eksiğim diğerlerini de yapabilmek. Mesela kitap okumak,  camdan dışarı seyretmek boş boş, bir kahve alıp blogları gezmek saatlerce... Neyse ki sömestr kapıda. Bakma öyle dediğime gerçi, sömestr için çalışma planları çoktan yapıldı bile! Bu kadar çok çalışmak niye diye düşünüyorum elbette, ben de soruyorum kendime sık sık. Şu anda verebildiğim bir cevap yok. Geleceğimiz için her şey diyip geçiyoruz. Onun da benimde evlendiğimizden beri en çok yaptığımız şey ders çalışmak. İyi bir çift miyiz diye sorduğumda bile inek bir çiftiz cevabını alıyorum. Her neyse... Tabii nefes alacağız biraz ama, hayat da akıp geçiyor. İnsan düşünmeden edemiyor: Attığımız taş, ürküttüğümüz kurbağaya değecek mi?

İyi geceler....