Perşembe, Mart 21, 2013

Ümit Mucizeymiş

Çok güzel bir öğrencilik yaşadım ben. Lisede de üniversitede de. Lisede güzel bir arkadaş ortamım olmasa da öğretmenlerim hep iyi oldu. Arkadaşlarım ergenlik sorunsalını dibine kadar yaşasalar da oturup konuştuğunda dolu dolu konuşurlardı. Herkes kişiliğini bulma çabasındaydı. Ben yaşıtlarıma göre biraz olgundum. Ama ergenlik denen o süreç benim de başımdaydı. Ailem destekti. Anlaşamadığımız zamanlarda konuşurduk bol bol. Arkadaşlarımın çoğunun ailesi de böyleydi. Aşılması güç ailevi problemleri olan azdı, bizimkilerin sorunları genelde hafta sonu ne yapsak ya da hangi yayının sorularını çözsek, en yüksek kim aldı sınavdan, ben niye düşük net yaptım gibi hayati önem taşımayan şeylerdi biz her ne kadar hayati olduğunu düşünsek de. Okuldan eve gidince tek sorunumuz canımızın hiç ders çalışmak istememesi olurdu genelde ya da duygusal sıkıntılarımız olurdu. Sonra lise bitti hayallerimize kavuştuk. Hepimiz üniversiteye girdik, güzel üniversiteler, güzel bölümlerdi.
Üniversite hayatım ise genel anlamda rüya gibiydi. Birçok şey hep istediğim gibi oldu. Arkadaşlarımızla gezdik, tozduk, eğlendik, güldük. Hep saygı gördük, hakkımızı savunabilen taraf olduk. Ailelerimiz hep destekti. Çatışmalar da yaşadık, iletişim problemleri de... Ama konuştuk, zamana bıraktık ve aştık...

Üniversite bitip  de iş bulma kaygısına düşünce ve her şeyin yine istediğimiz gibi olması konusunda ısrarcı olunca hayatımızın rengi çok da değişmedi. Eksilenler oldu aramızdan, ama biz yine de hep çok mutlu olduk. Kimimiz istediği işlere girdi, kimileri istemediği işlere girmek zorunda kaldı, kimileri ise hala bekliyor. Bu süreçte de çok şükür ki herkes, sağlıklı, mutlu ve ailesinden destek görüyor. Ben Ankara'da deyim yerindeyse prenses gibi yaşarken geldim Antep'e. Gelmek zorunda değildim. Ama istediklerimin olması için bu adımı atmam gerekiyordu. Merkezde olduğum için yine rahat rahat devam edebiliyorum hayatıma. Çalıştığım okul ise varoş bir semtte. Ben hayatımda böyle bir yer görmemiştim. Gözümün nasıl alışacağını düşünüyordum ki gün geldi dar sokaklara da, bozuk yollara da çatısız ve badanasız evlere de "gözüm" alışabildi. Tertemiz bakan gözler vardı çünkü okulda. Umut isteyen bakışlar vardı. Onlar saygı duysun, yaşımdan ve tecrübesizliğimden yararlanmasınlar diye ciddi giyimimi ve ciddi duruşumu elden bırakmadım. Buna rağmen de dost gibi gördüm onları. Dost göründüm. Bu çocukların sorunları vardı ama. Bu çocuklar okuldan çıktıktan sonra işe gitmek zorundaydılar. İnanmazsın ama bazıları evlerini geçindirmek mecburiyetinde kalmışlardı. Zehir gibi cin gibi çocuklar uykusuzluktan başlarını kaldıramıyordu. Ders dinlemeleri için gösterdiğiniz çaba çoğu zaman sonuçsuz kalıyordu. Ve ergenlik vardı başlarında. Ergenlik "ben bunları nasıl kıskacıma alsam" diye çok düşünmüş olacak ki hepsine "aşk" konusunda dayanılmaz acılar yaşatmıştı.  Ben gözlerime, kulaklarıma inanamadım kimi zaman. Nasıl bir acı çekmeydi o! O yaştakilere hiç de yakıştıramıyordum bunca aşkı bunca acıyı ama unutmuştum galiba büyümüş de küçülmüşlerdi onlar. Bakma yaşlarına hepsi birer küçük anne, küçük babaydı evlerinde. Muhammed de onlardan biriydi. Sınıf öğretmeni olduğum sınıfın başkanıydı. Sessizdi ama derin bir şeyler vardı. Bir tuhaflık. Çözemedim ama soramadım da pat diye. Bir gün ders dinleyen, not tutan, bütün soruları çözen çocuk, ertesi gün sıraya kafasını koyduğu an uykuya dalıyordu. Sonra bakışlarımdan anlamış olacak ki kaynakçıda çalıştığını, bazı günler çok yorulduğunu söyledi. Sınavlarda da uyudu Muhammed. Oysa biraz çalışmış olsaydı emindim yüksek puanlar alacağına. Elimizden bir şey gelmiyordu. Muhammed sınıftaki en düşük notları alarak liseyi bitirdi. Aylar geçti. Bir gün Muhammed'le konuştuk. Üniversiteyi kazanmış, elektrik elektronik mühendisi olacakmış. Ailesinden uzakta olunca da yaşıyormuş gençliğini.Çalışmak zorunda kalmıyormuş. Başarılıymış, bölüm ikincisi olmuş. Öğrenci evlerinde her gün makarna yiyorlarmış, ayın sonu çok zor geliyormuş ama çok mutlularmış. "Ümidimi komple öğrenciliğe bağladım hocam. Bir daha gireceğim sınava belki daha iyi bir bölüm daha iyi bir üniversite olur diye.." O an tek duam üniversiteyi kazanıp evlerinden uzağa gitmek isteyen ve tek hayalleri okuldan sonra çalışmamak olan tüm öğrencilerimin Muhammed gibi olabilmesiydi. İnsanca yaşamayı çok ama çok hak ediyorlardı. 

Geçenlerde Urfa'daki bir arkadaşımla "Ne işimiz var bizim buralarda?" dedik. Bir an önce gitsek dedik.. Gitmeden halletmemiz gereken birtakım işlerimiz varmış. Bazılarına ümit verebilmek gibi... Ümit sihir gibi bir şeymiş çünkü...

Salı, Mart 19, 2013

Burgazada'ya gidelim mi?


İnsanda bazen çantamı alıp gideyim tek başıma hissi oluşur. Bende şu aralar fazlasıyla mevcut. Çok uzun zamandan sonra ilk kez hayallerimi sorgulamaya başladım. Bunda bazı günleri çok yoğun geçirip yaşadığımdan hiçbir şey anlamamanın etkisi var. Bunda bugün evimin tam karşısındaki üniversitede  bir işimin olmasından dolayı biraz gözlem yapmamın çok etkisi var. İstediğim çok başka bir şeyler var. İçimden yine dolup taşan çok şey var. Kısaca bir gün Burgazada'ya gidelim mi?

Adanın Kadınları - Tanıtım - Video Dailymotion

Pazar, Mart 17, 2013

Umut Işığım


Stresten kendimi arındırmanın yolunu bulmam lazım dedim. Telaşım başıma türlü işler açıyordu. Aksilikler dizilmiş domino taşlarıydı adeta. Bu şekilde yaşayamazdım herhalde. Başımdaki saçma sapan işlerin bir gün son bulacağını umut ediyorum. Evet, bu kısacık yazının anahtar kelimesi umut. Pazar günlerini sevip sevmediğim konusunda kararsızlık yaşıyordum tam da. Söz veriyordum kendime ilerde böyle pazar günü istemiyorum diye. Severek başlamak lazım haftaya.
Ve umutla beklenen film "Umut Işığım" pazar günlerini seven bi adamın kendisini anlatmasıyla başladı. Herkesin başına gelecek kadar normal ama içinden çıkılmaz saplantıların ve takıntıların esir aldığı adamın bir üstesinden geliş hikayesi. Gerçekten umut verici.

Hakkında söylenenlerin hakkını veriyor. İçimize umudu düşürerek bitiyor. Bu şarkı benim.

Perşembe, Mart 14, 2013

Hayatta Başarılar!

-Kelebeğin Rüyası'na iyi ki gitmemişim. Gitseydim çok ağlardım galiba, ağlamak şu aralar en son istediğim şey. Gitmek istiyorsanız mükellefiyet kanununu bilmeden, Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu'nun şiirlerini okumadan gidin. Bir şey bilmeden gidin Kıvanç'ı izleyin ve dönün.
-Ama yarın Büyücü Oz'a giderim inşallah.
-Sizin de susturucu takmak istediğiniz insanlar var mı?
-Şunu bir kez daha anladım, güler yüzlü olmaya, öyle hal-hatır sormaya falan gerek yok. Bazıları anlamaz çünkü. Seni saf zannederler, ezebileceklerini düşünüp hayatın hakkında her yorumu yapma hakkını kendilerinde bulabilirler, laf bile sokarlar sivri dilleriyle. Ama soğuk ve net bir duruşun varsa güçlü ve "cool" olursun. Bazıları böylesinden anlar çünkü. Denedim, çok da memnun kaldım. Malesef kendi kişiliğini sergilemektense "adamına göre muamele" kalkanına sahip olmak çok daha iyi.
-Bu akşamlık bu kadar hayat dersi yeter, iyi akşamlar, hayatta başarılar.

Salı, Mart 05, 2013

Benim Bütün Rüyalarım Seninle

"Sen depresyona girmiyor musun? Tam depresyona girmelik bu durum.
-Yoo. Çok heyecanlanıyorum onlar adına.
- Uff ne bileyim."

Evet  beklenenin aksine acayip soğukkanlı ve çok şükür ki huzurluyum. Bu durum  bende kendiliğinden oluşur. Çok titizlenip kasıyorsam çoğunlukla başarısız oluyorum, kapılarımı kapatmadan çabalıyor ama çok da takmadan hayatımı yaşıyorsam genelde olumlu oluyor bir şeyler ve ben bunları hesaplamadan gerçekleşiyor.

Ne olur ne biter bilinmez ama ne olacaksa içimize sinsin temiz temiz. Tek isteğim bu. İyi akşamlar.
Ama bir sorum var, insan hep alıştığını ister değil mi?

Bu şarkıyla arkadaşımın nişanının dans müziği olmasaydı muhtemelen daha uzak bir tarihte karşılaşacaktım, ve bundan daha güzel bir dans müziği olur muymuş diye düşünmeyecektim.