Az önce Aykırı Sorular'da Enver Aysever, İclal Aydın gibi gelişine yazan(!) birine sırf küçükken Fakir Baykurt okumuş diye "toplumcu yazar mısın sen?" diye sordu. Aysever'in hangi zaman diliminde kaldığına gitti aklım. Zaman kavramının kalmadığı, hepimizin sürekli ama sürekli evrildiği evrenimizde (bakın dünyamızda bile demiyorum) bu neyin toplumculuğu? Toplumun kabulleri, yaşayışı değişti. Bakın ben bunu son bir buçuk yılını Anadolu'da varoş bir mahallede öğretmenlik yapan biri olarak söylüyorum. Globalleşme her yere uğramış. Herkes ucundan kıyısından küreselleşip gelecekte biraz daha üst bir toplum tabakasına mensup olmanın hayalini kuruyor, toplum gibi işte, bizim gibi... Eski "toplum" anlayışının hayalleri, yaşayışı değişti, kanaatkarlığı azaldı. Jenerasyon yenilendi. Fakir Baykurt'un, Sait Faik'in, Oktay Akbal'ın öykülerindeki karakterler elbette gerçek yaşamdan alıntıydı, onlar okuduğunuz zaman gözlerinizi yaşartacak kadar duygulandıran temiz hayallerin karakterleriydi. Bizim evrilme sürecinde kurduğumuz hayaller pis değil elbette ama diken üstünde yaşıyoruz.Şüpheler, tedirginlikler zihnimizi kemirip dururken nasıl "çok temiz" hayaller kurabiliriz? Harcanırız be canım! Yutarlar bizi...
Demem o ki...
Zaten gelişine vuruyoruz topa devamlı, önümüze ne koyarlarsa tadına bakmadan yolumuza devam edemiyoruz. Seçiciliğimizi kaybettik. Ne toplumculuğu? Toplumu, toplum bozuk para gibi harcıyor.
Her sey birdenbire oldu. Birdenbire vurdu gün isigi yere; Gökyüzü birdenbire oldu; Mavi birdenbire. Her sey birdenbire oldu; Birdenbire tütmeye basladi duman topraktan; Filiz birdenbire oldu, tomurcuk birdenbire. Yemis birdenbire oldu. Birdenbire, Birdenbire; Her sey birdenbire oldu. Kiz birdenbire, oglan birdenbire; Yollar, kirlar, kediler, insanlar... Ask birdenbire oldu, Sevinç birdenbire.
Pazar, Mayıs 26, 2013
Cuma, Mayıs 24, 2013
Ankara, Çiçek, Kuzey
Ankara'dan gelmek git gide zorlaşsa da alıştığımı düşünüyorum. Ankara'dan geldiğim hafta iş yoğunluğundan düşünecek vakit bulamıyorum, buna rağmen bünyemde hain bir virüs peydah oluyor. Elimi kolumu kaldıracak halim olmuyor, Ankara'ya gittiğim anda ise enerji patlaması yaşayıp gezmekten eve giremiyorum.
Yani kısaca, temelli ne zaman gideceğim ben Ankara'ya?
Evet.
Sonunda bu soruyu sordum.
Temelli'ye bile gitsem olur, o derece.
Neyse, bu konu çok hassas.
Evet, ben iyice moda blogu özentisi oldum. Ailesinden uzakta, başka şehirlere okumaya giden kavruk ve de yüreği savruk öğrencilerimi hep düşürüm oralarda ne yaparlar diye. Bu iki cümle arasında sağlam bir bağlantı var. Ama inan bu gönderiye konu yapamam onu. Minimal düzeyde yaşıyorum bugün.
Şu çiçekleri severkenki ruh halime yarın kavuşmak zorundayım. Milyon tane iş var, anlatabiliyor muyum?
Bizi bu sahnede Kuzey'in konuşması bitirdi gençler, herkes Cemre olamaz. O akşam twitter Kuzey'in evlenme teklifi ve işte öyle bir teklif için ölüp biten Türk kızları tarafından tweet istilasına uğradı. Bazı şeyler karakter meselesi diyelim sevgili kız arkadaşlar. Hissiyat dediğiniz şey aslında düşünce dünyanızın ruhunuza yansıması. Herkes düşündüğünü yaşar.
Düşüncelerimiz, aklımızdan geçenler, kafa yorduklarımız aslında kıymet verdiklerimizdir. Kıymet verdiğimiz şey genelde yaşam biçimimiz oluyor. Yani Kuzey olmak hissiyat meselesinin yanında karakter meselesi, hayata karşı bir duruş, hepimizinki gibi işte. Hayırlı mesajlar, iyi akşamlar.
Pazartesi, Mayıs 13, 2013
Hayali Olmayan Kadınlar
Yazmak üzerine derin düşünüyor insan. Derinleştirmeden edemiyor. Büyü gibi, tılsım gibi... Okurken mi efsunlandım yazarken mi diye düşünmeden edemiyor insan.
Bazı yazarlara ise sanatçı kimlikleriyle hayatlarını yaşadıkları için büyük sempati duyuyorum. Bir sanatçı inceliğinin dışında hiçbir şey göremezsiniz gözlerinde, duruşlarındaki sükutta. Sanatçının en büyük derdi bence, sanat olmalı. Kimin için olduğunun hiçbir önemi yok, sanat sanattır. Yakınlık duyan sahip çıkar, halk da olur bu birey de olur. İşte bunlara kafa yormayan kişi sanatçıdır. Sanatın derinliğine, deliliğine, akıl almazlığına, akıl yetmezliğine akıl sır erdirmek için ömrünü geçiren kişi sanatçıdır. Duygulanımlarını açıkça dile getirecek kadar samimi olan kişi sanatçıdır. Çünkü sanatçının içinden yalan ve elinden politika gelmez.
Elimden geldiğinde takip ederim cuma akşamları ve haftasonları hangi programa konuk olacaklarını. Onların da çoğu zaman samimiyetlerini en iyi hissettirdikleri yerler eserlerinden sonra televizyon ekranları. Elif Şafak kafamdaki kurguya oturtamadığım ama huzurlu haline bittiğim biri. Kafamdaki kurguya oturtamadığım için ısrarlar takip ediyorum ve her defasında o yalnız "Pinhan"ın yaratıcısı deyip noktayı koyuyorum. Çok klişe ama hayatın içinden bir cümle kurayım mı? Bu ülkede -sınırları daraltmış gibi olmak istemem ama şimdiye kadar başka bir yerde yaşamadım, bilmiyorum, emin değilim- kadın olmak zor. Başta toplumsal cinsiyet rolleri olmak üzere her şey kadını müthiş bir kalıba sokmanın yanında neredeyse süper kahraman kıvamına getiriyor. Elif Şafak'a çok sıradan bir soru yöneltildi. "Kitaplarınızı nasıl bir ortamda yazıyorsunuz? Evde mi yoksa diğer yazarlar gibi tası tarağı toplayıp zihninizi sakin tutacağınız bir yerlere kaçıyor musunuz?" Elif Şafak gözümde saygı kazanan cümleleri arka arkaya sıraladı, samimiyet böyle olmalı dedim. "Birden fazla hayali olan kadınlar için tası tarağı toplayıp evden kaçarak roman yazmak çok zor. Çünkü ben evliyim ve çocuklarım var. Ev dışında yazmam mümkün olmuyor."
Sorgulanması gereken en başta "birden fazla hayali olan kadınlar" tabiri. Demek ki bizim ülkemizdeki kadınların çok da fazla hayali yok. Bir, belki iki... Hayal gücümüzde sorun yok. Hayal kurdurtmuyorlar canım bize! Kurduğumuz hayallerin üzerine günler geçtikçe yaşlar ilerledikçe bir bir sigara söndürüyoruz. Ne kadar gelişmiş olursak olalım ya kurduğumuz hayalleri kaybediyoruz ya da toplumun desteğini. Toplumun desteği de neymiş demeyin bu yazıyı büyük şehirlerde yaşayıp okuyan arkadaşlarım. Gerçi siz de bilirsiniz, toplum aynı toplum ama, etkisi hafifletilmiş. Anadolu'da kadın ayrıksılaşırsa, toplumun değerlerinden başka değerler benimserse ya yalnızlaşıyor ya da hayallerinin arkasından ağlayarak bakıyor. Bu yüzden birden fazla hayali olan kadınlar için hayat iki kat zor. Hem aile kuracaksınız hem de sevdiğiniz işi yaparken kendinizi mutlu edecek maddi manevi yatırımlar yapabileceksiniz. Ve ayrıca siz bunları yaparken yanınızda elde ettiğiniz başarıdan hazımsızlık duymayacak, sizinle gurur duyabilecek, kompleks yapmayacak, destek olabilecek bir hayat arkadaşı olacak. Çünkü çok yerinde bir tespit geliyor şimdi: "Kompleksli hayat arkadaşına aşık kadınlar başarılarından rahatsız olan kocaları için hayallerini hiç ediyor."Yoksa adam hırçınlaşıyor, sert bir tutum sergileyebiliyor. Bu davranış modelini üniversite mezunu, kariyer sahibi kadınlar da sergiliyor ekonomik özgürlüğü olmayan sosyokültürel anlamda ortalamanın altındaki kadınlar da. Çünkü kadın kadındır ve her şeyden önce karşılıksız bir sevgi bekler. Korunup kollanmak ister.
Şimdi anladık mı neden bize hayal kurdurtmadıklarını?
İsterseniz Elif Şafak olun, hayatın zor yanlarını göğüslemek zorunda kalırsınız böyle. Zorluklar bizi korkutmaz elbette, ama keşke herkes Elif Şafak gibi şanslı olabilse. Yeter ki kalbimiz kırılmasın, gururumuz incinmesin. O zaman zorluklar şeker şerbet olur.
Diğer yandan birkaç gün önce yine sanatçılığına çok saygı duyduğum kişi Zülfü Livaneli'ye aynı soru yöneltildi. "Otellerde yazarım kitaplarımı, birini dünyanın bu köşesindeki bir sahil kasabasında yazdım, ötekini dünyanın şu ucunda yazdım." diye çok da manidar bir cevap verdi.
Eşitlik diye bir şey yok. Bunu aklından çıkar. Bunu da beceremeyiz zaten. Ama karşılıksız sevgi, insanca bir muamele istiyor artık Anadolu'daki hayali olmayan kadınlar. Ya da hayallerini evlilikleri üzerine kurmuş kadınlar diyelim. Önce çocuklarını okutmak için çırpınırlar sonra onları evlendirmek için. Yıllarca kendini ezdiğini düşündüğü kocasına karşı çocuklarını kullanır ve adam dış kapının mandalı rolünde en iyi yardımcı erkek oyuncu oscarlarını toplamaya başlamıştır.
Bazı yazarlara ise sanatçı kimlikleriyle hayatlarını yaşadıkları için büyük sempati duyuyorum. Bir sanatçı inceliğinin dışında hiçbir şey göremezsiniz gözlerinde, duruşlarındaki sükutta. Sanatçının en büyük derdi bence, sanat olmalı. Kimin için olduğunun hiçbir önemi yok, sanat sanattır. Yakınlık duyan sahip çıkar, halk da olur bu birey de olur. İşte bunlara kafa yormayan kişi sanatçıdır. Sanatın derinliğine, deliliğine, akıl almazlığına, akıl yetmezliğine akıl sır erdirmek için ömrünü geçiren kişi sanatçıdır. Duygulanımlarını açıkça dile getirecek kadar samimi olan kişi sanatçıdır. Çünkü sanatçının içinden yalan ve elinden politika gelmez.
Elimden geldiğinde takip ederim cuma akşamları ve haftasonları hangi programa konuk olacaklarını. Onların da çoğu zaman samimiyetlerini en iyi hissettirdikleri yerler eserlerinden sonra televizyon ekranları. Elif Şafak kafamdaki kurguya oturtamadığım ama huzurlu haline bittiğim biri. Kafamdaki kurguya oturtamadığım için ısrarlar takip ediyorum ve her defasında o yalnız "Pinhan"ın yaratıcısı deyip noktayı koyuyorum. Çok klişe ama hayatın içinden bir cümle kurayım mı? Bu ülkede -sınırları daraltmış gibi olmak istemem ama şimdiye kadar başka bir yerde yaşamadım, bilmiyorum, emin değilim- kadın olmak zor. Başta toplumsal cinsiyet rolleri olmak üzere her şey kadını müthiş bir kalıba sokmanın yanında neredeyse süper kahraman kıvamına getiriyor. Elif Şafak'a çok sıradan bir soru yöneltildi. "Kitaplarınızı nasıl bir ortamda yazıyorsunuz? Evde mi yoksa diğer yazarlar gibi tası tarağı toplayıp zihninizi sakin tutacağınız bir yerlere kaçıyor musunuz?" Elif Şafak gözümde saygı kazanan cümleleri arka arkaya sıraladı, samimiyet böyle olmalı dedim. "Birden fazla hayali olan kadınlar için tası tarağı toplayıp evden kaçarak roman yazmak çok zor. Çünkü ben evliyim ve çocuklarım var. Ev dışında yazmam mümkün olmuyor."
Sorgulanması gereken en başta "birden fazla hayali olan kadınlar" tabiri. Demek ki bizim ülkemizdeki kadınların çok da fazla hayali yok. Bir, belki iki... Hayal gücümüzde sorun yok. Hayal kurdurtmuyorlar canım bize! Kurduğumuz hayallerin üzerine günler geçtikçe yaşlar ilerledikçe bir bir sigara söndürüyoruz. Ne kadar gelişmiş olursak olalım ya kurduğumuz hayalleri kaybediyoruz ya da toplumun desteğini. Toplumun desteği de neymiş demeyin bu yazıyı büyük şehirlerde yaşayıp okuyan arkadaşlarım. Gerçi siz de bilirsiniz, toplum aynı toplum ama, etkisi hafifletilmiş. Anadolu'da kadın ayrıksılaşırsa, toplumun değerlerinden başka değerler benimserse ya yalnızlaşıyor ya da hayallerinin arkasından ağlayarak bakıyor. Bu yüzden birden fazla hayali olan kadınlar için hayat iki kat zor. Hem aile kuracaksınız hem de sevdiğiniz işi yaparken kendinizi mutlu edecek maddi manevi yatırımlar yapabileceksiniz. Ve ayrıca siz bunları yaparken yanınızda elde ettiğiniz başarıdan hazımsızlık duymayacak, sizinle gurur duyabilecek, kompleks yapmayacak, destek olabilecek bir hayat arkadaşı olacak. Çünkü çok yerinde bir tespit geliyor şimdi: "Kompleksli hayat arkadaşına aşık kadınlar başarılarından rahatsız olan kocaları için hayallerini hiç ediyor."Yoksa adam hırçınlaşıyor, sert bir tutum sergileyebiliyor. Bu davranış modelini üniversite mezunu, kariyer sahibi kadınlar da sergiliyor ekonomik özgürlüğü olmayan sosyokültürel anlamda ortalamanın altındaki kadınlar da. Çünkü kadın kadındır ve her şeyden önce karşılıksız bir sevgi bekler. Korunup kollanmak ister.
Şimdi anladık mı neden bize hayal kurdurtmadıklarını?
İsterseniz Elif Şafak olun, hayatın zor yanlarını göğüslemek zorunda kalırsınız böyle. Zorluklar bizi korkutmaz elbette, ama keşke herkes Elif Şafak gibi şanslı olabilse. Yeter ki kalbimiz kırılmasın, gururumuz incinmesin. O zaman zorluklar şeker şerbet olur.
Diğer yandan birkaç gün önce yine sanatçılığına çok saygı duyduğum kişi Zülfü Livaneli'ye aynı soru yöneltildi. "Otellerde yazarım kitaplarımı, birini dünyanın bu köşesindeki bir sahil kasabasında yazdım, ötekini dünyanın şu ucunda yazdım." diye çok da manidar bir cevap verdi.
Eşitlik diye bir şey yok. Bunu aklından çıkar. Bunu da beceremeyiz zaten. Ama karşılıksız sevgi, insanca bir muamele istiyor artık Anadolu'daki hayali olmayan kadınlar. Ya da hayallerini evlilikleri üzerine kurmuş kadınlar diyelim. Önce çocuklarını okutmak için çırpınırlar sonra onları evlendirmek için. Yıllarca kendini ezdiğini düşündüğü kocasına karşı çocuklarını kullanır ve adam dış kapının mandalı rolünde en iyi yardımcı erkek oyuncu oscarlarını toplamaya başlamıştır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
