Az önce Aykırı Sorular'da Enver Aysever, İclal Aydın gibi gelişine yazan(!) birine sırf küçükken Fakir Baykurt okumuş diye "toplumcu yazar mısın sen?" diye sordu. Aysever'in hangi zaman diliminde kaldığına gitti aklım. Zaman kavramının kalmadığı, hepimizin sürekli ama sürekli evrildiği evrenimizde (bakın dünyamızda bile demiyorum) bu neyin toplumculuğu? Toplumun kabulleri, yaşayışı değişti. Bakın ben bunu son bir buçuk yılını Anadolu'da varoş bir mahallede öğretmenlik yapan biri olarak söylüyorum. Globalleşme her yere uğramış. Herkes ucundan kıyısından küreselleşip gelecekte biraz daha üst bir toplum tabakasına mensup olmanın hayalini kuruyor, toplum gibi işte, bizim gibi... Eski "toplum" anlayışının hayalleri, yaşayışı değişti, kanaatkarlığı azaldı. Jenerasyon yenilendi. Fakir Baykurt'un, Sait Faik'in, Oktay Akbal'ın öykülerindeki karakterler elbette gerçek yaşamdan alıntıydı, onlar okuduğunuz zaman gözlerinizi yaşartacak kadar duygulandıran temiz hayallerin karakterleriydi. Bizim evrilme sürecinde kurduğumuz hayaller pis değil elbette ama diken üstünde yaşıyoruz.Şüpheler, tedirginlikler zihnimizi kemirip dururken nasıl "çok temiz" hayaller kurabiliriz? Harcanırız be canım! Yutarlar bizi...
Demem o ki...
Zaten gelişine vuruyoruz topa devamlı, önümüze ne koyarlarsa tadına bakmadan yolumuza devam edemiyoruz. Seçiciliğimizi kaybettik. Ne toplumculuğu? Toplumu, toplum bozuk para gibi harcıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder