Yaşlanmayan insanlara özeniyorum. O yüzden beslenmeme sürekli dikkat ediyorum. Sonra bir de bakıyorum etrafıma okuldaki diğer hocaların büyük bir kısmı da aynı özen içinde. Çok şık, bakımlı ve de eğitimli olan bu hatunlar iki adet çocuk yapıp göbek yapmayarak, günde en az bir saat spor yaparak, 10 cm topukluyla oradan oraya koşturarak, kendilerini salmayarak tarafımdan takdir topluyorlar. Bakıyorum, aynı kadınlar kitabı elinden düşürmüyor, düzenli sinemaya gidiyor, kendilerine ciddi anlamda yatırım yapıyorlar.
Sonra bir de diğer tarafa bakıyorum. Bu erkekler n'apıyor allasen? Hatunlar gelişe gelişe bitiremediler, e adamlar ne alemde? Ve geçenlerde tesadüfen denk geldiğim bir programda Cem Mumcu, bunu zaten bir tespit olarak ortaya koydu. "Kadınlar kendilerini hep eksik görüyor, eksik oldukları hissettiriliyor onlara ve sonra da bir türlü durmak bilmiyorlar" Aynen bu cümleyi kurdu, ben demiyorum bak, adam psikiyatrist.
İşin güzel yanı çevremde böyle kadınların olması, sevmem ben boş kafaları.
Komik olan bir başka şey...
Bizim okulumuzun öğlenci devresi kız meslek lisesi oldu. Sabahçı olan erkek öğrenciler her ne hikmetse kızların geleceği vakit pencereden gözlerini ayırmıyorlar, gözler sürekli okul bahçesinde, kafalar sağa dönük, göremeyenler ayakta. Kız meslek lisesi olunca ne oluyor anlamıyorum. "Bu okulun karma eğitim yaptığının, bir sıra yanınızda kız arkadaşlarınızın oturduğunun farkında mısınız? Görmemiş olduğunuzu sanmıyorum, o yüzden şu davranışınızı açıklayıverin bi zahmet." diyen hocalarından da utanıp kızaracak öğrenciler var hala. Biraz şanslıyım, evet.
Ama şöyle tipler de var.
Sankopark'ta ATM'nin karşısında ellerini yukarı açıp dua etmek suretiyle para yatırmaya çalışan, şov yapan adamlar var, izbandut gibi. İşin bittiyse bi git artık değil mi ya da insanlardan uzak dur biraz, başka bişeyler yap, milletin hesabında kaç para olduğunu incelediğini bu kadar belli etme! Bir hışımla kartı çekip gittim.
Sonra gittim bitki çayı aldım, sinirler gerildi ne yapacaksın, demlemelik olmaması lazımdı ama, sallama olması ve aynı zamanda sağlıklı olması gerekiyordu. Tesadüfen Doğadan'ın Büyülü Bohça serisini buldum. En azından sallama poşet değil, tül gibi bir kumaştan yapmışlar. Elmalı olanı gayet güzel, tavsiye ederim.
Sonra Paşabahçe'ye gittim. Sonra Bernardo'ya. Sonra Esse'ye. Sonra Tefal'e. Biraz gözüm gönlüm açıldı. Uzak durdum Mango'dan, Koton'dan, Batik'ten, alışveriş orucundayım. Bir ay tek çöp almak yok.
Yarın bu saatlerde Ankara yolunda olacağım için çenem bu kadar düştü, çenem düştüğüne göre keyfim yerinde. Nasıl olmasın? Sıradaki parça tüm Ankara sevenlere gelsin, sonradan Ankara'nın kıymetini anlayanlara daha çok gelsin.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder