Salı, Mart 09, 2021

Kuş Misali

 Bu memlekette en çok kuşları sevdim. Mutlulukla huzurla uçuşlarına, coşkularına hayran kaldım. Meğer ne kadar uzun süredir bu kadar mutlu kuşları bir arada görmüyormuşum. Onları izlerken hep biraz dağıldım, sonra toparlandım.

Polonya'dayız.

Tam 6 aydır. Beklenmedik bir şekilde ama, istediğimiz ve ihtiyacımız olanın da bu olduğuna bir kere daha kanaat getirerek. Küçük bir şehir ama hiç küçük bir şehirde yaşamamış ben için büyük bir deneyim. Buraya geldiğimiz her gün bir deneyimdi. Hiç hayalini bile kurmadığı bir yaşantının içinde bulunca insan kendini kolay olmuyormuş alışmak. Hayat insanı sürüklüyor. Ama boşuna değil. Yaşamaktan korktuğumuz onca şey küt diye bir anda kapımıza dayanınca anlıyoruz evet, demek ki boşuna burada değiliz. Bu düşünce müthiş bir teslimiyet içerirken cesaret de aşılıyor. Hiç korkma, korkularınla yaşama! Çünkü faydasız... İnsan çok faydasız düşüncelerden çekiyor, girdabına girilen faydasız düşünce seni koyu karanlığına çekerken seni de faydasız bir insan yapmaya başlıyor. Bunları hep deneyimledim, hiç hesapta yokken deneyimliyorum.

Hayatımın neredeyse son 11-12 yılını çok yoğun çalışarak, hep yoğun bir hayat temposunda olarak geçirdim. Ondan öncesinde de çalışıyordum, sağlam bir öğren(i)ci oldum hep, ama son 11-12 yıldır bir çok rolüm oldu. Roller karıştı, birbirinden çaldı, götürdü, sonra geri getirmek için dua etti, getirdi belki...Ama hem zaman hem de duygusal anlamda ciddi bir yoğunluğum varken yurt dışına gelince roller azaldı. Eş, anne, evlat, kardeş ve öğrenci rolü tam gaz devam etse çalışma hayatına uzun bir ara verdim. Yani ana rollerden biri eksik, kimi günler 12 saat boyunca vakit geçirdiğim okulum, okullarım, sınıflarım, odam, arkadaşlarım, kaygılarım ve öğrencilerim, uzun bir süredir yok... Bugün anladım ki çalışma hayatından uzak olmak beni bu faydasız ve karanlık girdaba çekti. Biraz geç oldu belki ama anladım ki hayatımın en önemli parçasından ayrı kalarak bir yas tutmuşum meğer. Hani dışardan bakınca oh ne rahat denilen o hayatımız var ya, işte o hayat aslında hayatın tam içinde olduğunda daha güzelmiş. Bir kere daha anladım ki kendim için en büyük duam bundan sonra dengede kalmak, dengeli bir hayat. Ya hep ya hiç yasası bende tutmadı... 

Ama yinede mutluyum, bu ülkeyi, bu küçük şehri, insanlarını ve hatta iklimini bile sevdim. İklimler, mevsimler, hava durumları beni çok etkilemez diye düşünürken karın kış boyunca yerden kalkmaması tam anlamıyla bezdirdi. Güneşe hasret Avrupalıları can-ı gönülden anladım. Mart ayının başlamasıyla sıfırın üzerine çıkan hava sıcaklığını sevinçle kucakladım, güneşi görünce ise coşkulu anlar yaşadım. 

Kızımı büyütüyorum, tezimin son dönemecine girdim ki bundan daha mutluluk verici az sayıda şey bulunur. Tabii her türlü işimi bitirip Türkiye'ye gitmeyi dört gözle bekliyorum.  Özlediğim onca şey varken, tezimin bu aşamasında gitmemem bence bu işe ne kadar değer verdiğimin büyük bir göstergesi. Diğer yandan adını bile zikretmek istemediğim pandeminin nasıl bütün planları alt üst ettiğine değinecek gücüm yok artık.

Hayat kısa, kuşlar uçuyor.

Ben de yine bir kuş misali, ama yine istediğim şekilde, istediğim gibi olduğu için her şey binlerce kez şükür...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder