Üniversitede öğrenciyken arkadaşlarımızla çıkardığımız fanzinde yayınlanan yazılarımdan... Kaybolmasın, burada dursun istedim...
06.04.2008
Bakarken görmeyi, görürken anlamlandırmayı isterken tek
başınaydım ben.
İçselliğimi tek başınalığa dönüştürmenin farklı bir istem
dışılığı olmalıydı. O ufak fark ise, mutluluktu!
Tek başıma düşünürken, yaşarken, koşuştururken ve hatta
konuşurken huzurluydu ruhum. Birilerinin yanımda olması ya da olmaması etkisiz
elemana benziyordu yaşam boyutunda.
“Ya da ben öyle sanıyordum…”
Susmayı öğrenmiştim birilerinden, bir şeylerden. Kolay gibi
görünür çoğu zaman; ancak konuşmanın daha kolay olduğunu keşfetmek isteyenler
için susmayı denemek bedava! Keyfine kurulmuştum somut sessizliğimin, oysa
beynimde yankılanan, ortamını bulduğumda dışarı akıtmayı ve hatta paylaşmayı da
unutmadığım seslerden habersizdin sen. Sonra
seslerim büyüdü biliyor musun?
O kadar büyüdüler ki artık onlardan kurtulmam gerektiğine
kanaat getirdi, dikkatlice dinleyenler beni… Haklı olsalar bile empati
yeteneklerinin az gelişmiş olmasına verdim bu davranışlarını. Öyle ya sebep olmadan sonuç olmazdı!
Sebeplerin önemi göreceliydi; ancak hüküm vermeden önce
doğru yere bakmak da bir o kadar önemli olmalıydı. Doğru yere bakıp bakamadığın ilgi alanıma
girmese de aslında, bakıp da göremediklerini hayal etmen zordu. Hayal etmen
gereken başka mevzuların varlığını ise bir engel olarak görmüyorum…
Bir şeyler susmayı öğretmiş olmalıydı. Öyle ya öğrenmenin de sınırı yoktu!
“Gördüğü her şeyi dile
getirme aşaması sancılıydı. Çünkü hep farklı açılara maruz bırakırdı görüş
alanını.”
Çelişkisiz bir yaşamın keyfini süremezken konuşmadı hiç.
Beceriksizliğine kanaat getirildi insafsızca, kalacak kadar onursuz değildi.
Bir dönem olarak kabul et bunu, iz bırakması gereken…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder