Bitmesin. Ben bir yerlere gitmek zorunda kalmayayım, gecenin bilmem kaçına kadar oturup muhabbet edelim, akşam yemeği hazırlayalım hep beraber, altın kızlarımı göreyim haftada birkaç kere, gezilecek yerler planları yapayım, spontane gelişsin her şey bir saatlik işi beş saatte halledelim, yeni tarifler deneyelim, balkonda çay içip tavla oynayalım, Ege'ye gidelim, Ege'ye aşık olalım yine, balık yiyelim, yüzelim, gezelim ama Ankara'mıza dönelim, sonra da bir yerlere gitme vakti gelmesin...
E gelecek tabii o vakit kısa zaman sonra...
E ben napıyorum, tabii ki fazla sızlanmıyorum. Orası da "doyduğum" yermiş bir arkadaşımın tarifiyle, "doyduğum" yere nankörlük etmemeliyim. Ki biliyorum, tahtanın başına geçip tebeşiri elime aldığımda, baktığımda bazen meraklı, bazen üzgün, bazen mutlu, bazen ağlamaklı, çoğu zaman muzip gözlerin içine; özlediğimi hissedeceğim, sevdiğimi bir şeyleri; kimi zaman içimde anlamlandıramadığım.
Ağustosun ortasında Ankara'da sonbahar akşamları yaşıyoruz neredeyse, üzerimize hırka almadan dışarı çıkamıyoruz. Haliyle yazı uğurluyoruz yavaş yavaş. Bizim evin yaz halleri var sırada.
Burcu yapar bunu bizim evde. İçi peynirli nefis bişey. Adını bilmiyorum. Peynirli kabak derim genelde :)
İrmik tatlısı iyidir. Özellikle ramazanda iftardan sonra hafif olur, sağlıklıdır.
Ayvalık temmuzda daha güzelmiş.
Neredeyse her akşam üzeri yürüyüş yaparak sahilde koklaştım denizle...
Ege lezzetlerini hep çok sevdim.
Bu Sıla denen hatun, çok iyi şarkılar yapmıyor mu?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder